200’ü aşkın günün ardından 3 haftadır evimdeyim, tertemiz kokan bir yatakta yatıyor ve böcek sokmalarına maruz kalmadan pencereleri açık tutabiliyorum. Sabahları mis gibi peynir, zeytin ve ekmek yiyorum; ocakta tıkırdayan demlikten mis gibi kokan çay içiyorum. 4 tişörtle 7 ay geçirdikten sonra dolabı açtığımda -hala- gözlerime inanamıyorum. Ayakkabılarıma daha bakamadım bile; motor botlarının kabalığına, hantallığına gözüm alışmışken çilekli, kirazlı cici ayakkabılarıma bakarsam Arjantin’e döndüğümde botlarımı yadırgayabilirim! Yapmayı sevdiğim her şey daha da anlamlı geliyor şimdi, daha tatlı geliyor. Nedeni sadece özlem de değil. Hayatın monotonluğu içinde, aslında çok sevdiğim ama ne yazık ki alışkanlık haline getirdiğim ne varsa gerçek tatlarını hissetmem için onlardan birkaç ay uzak kalmam gerekiyormuş meğer.

Gittiğim, gördüğüm pek çok yerde herkes birbirine selam veriyor, gülümsüyordu. Sokakta yürürken, yolda sürerken, benzinlikte, markette… Her yerde! Bu bana öyle iyi geldi ki, İstanbul’da devam ettirmeye karar verdim. Apartmanda karşılaşıp da selam verdiklerimin %60’ının yüzünde “Ne oldu ki şimdi!” bakışı belirdi. Yolda yürürken selam verdiğim birkaç teyze onları kesmeye yeltenmişim gibi nefretle baktılar bana. Markette, bakkalda, kargoda, eczanede merhabamın karşılığı sessizlik oldu. Bu seyahatten önce böyle bir şey denemeye kalkışsam ve sonucu bu olsa idi, pes etmem takribî 5 dakika sürerdi. Şimdiyse 3 haftadır pes edemiyorum. Selamıma karşılık verenlerin halini hatrını sordum, sohbeti uzattım. İnce düşünceli olmayan pek çok insanın yaptığı gibi uzun süredir görmediğim tanıdıkları ilk gördüğümde kilo almışsın/vermişsin dipsiz çukuruna saplanmak yerine, onlarda yeni olan ve gözüme güzel gelen, onların da muhtemelen güzel olsun diye çabaladıkları şeyleri söylüyorum. “Saçların ne güzel olmuş, uzamış, kısalmış, rengi değişmiş, tenine yakışmış, gözlüklerini yenilemişsin; kitabını okudum, bir sürü güzel şey var, ufak tefek birkaç olumsuzluk var ama üstünde çalışıyorsun, biliyorum, toparlarsın; kitabını okudum, sadeliğine ve derinliğine bayıldım; yaptığın yemek harika, uzun zamandır böylesini yememiştim.” vb. Yaptıkça ben mutlu oluyorum, yaptıkça onlar da mutlu oluyor, görüyorum; sonu belli bir hayatı tatlı tatlı yaşamak için daha ne lazım geliyorsa hepsini yapacak enerjiyi depoluyorum.

Uzaklardayken nasıl olduğumu, ne yaptığımı düzenli olarak soran bir avuç insan vardı. Kimisiyle kan bağım var, kimisi yakın arkadaşım, kimisini sadece 1 kez görmüşüm, kimisini hiç görmemişim bile. Hepsine minnet duyuyorum şimdi, kuru kuru minnet duymak yerine onları görmeye çalışıyor, hoşlarına gidecek bir şey varsa ve elimden geliyorsa yapmak istiyorum. Çünkü yollardayken en çok insanları özledim. Sohbet etmeyi; sevgilerini, ilgilerini karşılıklı otururken gözlerinde görmeyi özledim. Motosikletle seyahat ediyorsanız, hele de dümdüz yollarda kilometrelerce sürüyorsanız düşünmek için öyle çok zamanınız oluyor ki kıyameti de koparırsınız, dünyayı da kurtarırsınız. Ben kurtarmayı seçtim. Orijinalinde güleryüzlü ama yine de her şeye çok olumlu bakabilen bir insan değilken, dönünce bir de öyle olmayı denemek istedim ve sonuçlarını şimdiden çok sevdim.

Sadeleşme fikrine seyahate çıkmadan çok önce kapılmıştım, bu 2 aylık arada da tembellik etmedim ve hafiflemeye devam ettim. Evimiz zaten küçüktü, bir dünya eşyamız da yoktu ama olanları da elden geçiriyorum. Uzun zamandır elimi sürmediğim ne varsa ya atılıyor, ya hediye ediliyor, ya da ihtiyacı olan bir başkasına gidiyor. Misal mi?
-Göbeği olmayan bir anahtarı hala niye saklıyorum ki?
-2 kişinin yaşadığı, maksimum 4 kişinin daha ağırlanabildiği bir evde neden 14 tane bardak altlığı var?
-Kozmetikler… Cicili bicili sabunlar… Hiçbirinizi tekrar almayacağım, ama ilgisini çekeceğiniz birisi kesin vardır, hadi gidip onları mutlu edin.
-Tişörtler… Tişörtler… Kim giyecek hepinizi?! 200 gündür 4 tanesiyle yaşıyorum, eksilmedim, üstelik ütü de istemiyorlardı. Biraz da başkaları giysin sizi.
-Kurumsal hayattan kalma, bazısını giymeye fırsat bulamadığım, bazılarını da çok az giyip kuru temizlemesini yaptırıp beklettiğim kalem etekler, kalem elbiseler… Size de güle güle.
-20’lerimden kalma pin-up elbiselerim… 40’lara az kaldı. Çok güzeldiniz ama artık bana olmuyorsunuz, belki başkalarını mutlu edersiniz.
-Bir evde 2 kahve makinesi mi?! Birine güle güle dedim bile. Üstelik hediye idi. Metaya, sırf “hediye” bağlanmanın mantıklı hiçbir yanı yok.
-Ve şimdi hatırlamadığım daha neler… Yol arkadaşım bilmiyor ama dönünce sıra onun elektroniklerine ve kablo denizine sıra gelecek! 🙂

Buraya kadar yazdıklarımdan da görüleceği üzere seyahat etmek benim için görseldeki anlamı taşıyor. İçine dönmek, düşünmek, yalnız kalmak… Tartıp biçmek, her şeyi yeniden şekillendirmek… Geri çekilip olana bitene daha akılcı ve sakin bir şekilde bakabilmek…

Bu, gayet, kişisel hisleri yazmaya devam edeceğim. Yolculuk harikalar diyarı değil, ben de Alice değilim. Hep iyiler paylaşılıyor ya; biraz da değişenleri, hayal kırıklıklarını anlatmak lazım. Sonraki yazılardan biri bunun üstüne olacak mesela. Seyahate çıkarken ne umuyordum, ne buldum! 🙂

Kategoriler: Seyahat

15 yorum

ibrahim · 8 Mart 2017 10:55 tarihinde

Samimi ve içten anlatmışsınız. Söyledikleriniz aslında benim de sorunum ve çözümüm. Siz yaklaşmışsınız, Ne güzel…

    Selin Seçen · 8 Mart 2017 15:36 tarihinde

    Ne güzel. Ben gayet mutlu hissediyorum, siz de öyle olmalısınız.

Leylak Dalı · 8 Mart 2017 13:00 tarihinde

Canım şu aralar kafam bir dünya malum sebeple o yüzden dört başı mamur hoşgeldini buradan diyeyim yine: HOŞGELDİN! Büyük bir keyif, merak ve takdir hisleriyle takipteydim, biliyorsundur bunu. Şimdi eşinin yazdıklarını izlemeye çalışıyorum, senin yazdıklarını okumak için de sabırsızlanıyorum. Anneni merak ettim bu arada, ameliyat işi ne oldu? İyidir umarım. Antalya’da ne zaman görmek mutluluğuna ereceğiz sizleri acebağ 🙂 Ben Nisan ortası (ref. günü oy kullanıp) Ankara’ya gidiyorum ve bir süre yokum, umarım ben gitmeden, sen dönmeden görüşebiliriz. Sana sofra sözüm var biliyorsun 🙂
Sevgilerimi gönderiyor ve Antalya’ya gelişini bekliyorum. Görüşmek dileğiyle…

Vedat · 8 Mart 2017 23:37 tarihinde

Siz anlattiniz ama ben yine son olarak degerlendirmenizi rica edecegim.kadikoyde bu klx 250 ile uzun yol zulum olur denmisti. Muadili bi motosiklet kullandiniz koltuk uzun yolda caniniz siktimi. Ximdiden tesekurler.

    Selin Seçen · 9 Mart 2017 00:51 tarihinde

    Hiç sıkmadı. Hatta ABD’de sürerken çoktan alışmıştım bile. WR’nin koltuğu, CRF’den daha fena. Uzun yol düşünüyorsanız koltukta ufak bir değişiklik yapmak konforunuzu arttıracaktır. Ucuz olsun derseniz benim gibi sele minderi de alabilirsiniz.

Ergin · 8 Mart 2017 23:57 tarihinde

Sevgili Selin
Seyahatinizi ve blogunuzu ilgi ile takip ediyorum. Senin gibi genç insanların bu şekilde hayatın pozitif yanlarını bulup etrafınada pozitif enerji yayması çok hoş. Hayatta en güzel şey paylaşmaktadır bu bir selam veya gülümseme de olsa çok kıymetli lütfen vazgeçme.
En güzel günler sizlerin olsun

    Selin Seçen · 9 Mart 2017 00:53 tarihinde

    Teşekkür ederim Ergin, eksik olmayın. Daha mutlu olmanın yolunu bulmuşum, hiç terk eder miyim! Bir gün hepimiz o yolu buluruz umarım.

Sevan · 10 Mart 2017 12:58 tarihinde

Aman Tanrım, ne kadar güzel yazıyorsun 🙂
Serkan’ı az çok 1-2 buluşmada dinlemiş ve Dünya’nın diğer ucunda yaşadığı macerasına ortak olmuştum.
Şimdi hem Serkan’ın hem de senin ortak maceranızı takip etmek hayata daha güzel bakmamı sağlıyor.
Bizim için sıradanlaşan şeylerin farkına varmamız için umarım herkes bir yolunu bulur.

Sevgiyle kalın 🙂

    Selin Seçen · 10 Mart 2017 19:42 tarihinde

    Teşekkür ederim Sevan, o ne içten bir giriş öyle! Hepimiz mutlu olmanın zararsız bir yolunu tez vakitte bulalım, seyahat ederken hayatın ne kadar kısa olduğunu filan keşfetmedim ama daha tatlı nasıl yaşamamız lazım diye düşündürtecek kadar dümdüz yollarda çok sürdüm sanırım.

Dünya Gezgini Çelebi Alper · 11 Mart 2017 09:48 tarihinde

200 gün motosikletle yolculuk büyük macera; uzun yollar geçtiniz. Ben hep 1 ay gezebiliyorum, size özeniyorum. Ama sonra bunu da yapamayan plaza çalışanlarını düşününce yine iyiyim diyorum. 🙂
Hoşgeldiniz!

    Selin Seçen · 11 Mart 2017 12:54 tarihinde

    Çok eğlenceliydi Alper, daha bitmedi hem! Üstelik sevdim ben bu işi, yine yaparız, seninle de bir yerlerde denk geliriz kesin.

Nida · 24 Mart 2017 21:41 tarihinde

Selin seni ve esini buyuk bir keyifle takip edenler arasindaydim. Fark ettiklerini okuyunca cok benzer seyler hissettigimizi gordum. Hatta ben onceden hacca gitmenin de maneviyatinin buna benzer oldugunu dusunuyorum. Turkiye’de yasarken hicbir seyin kiymetini bilmiyor, surekli mutsuz ve memnuniyetsiziz. Herkes bir seylerden sikayet ediyor bizim gibi ama kimse degistirmek icin olumlu bir gayret sarf etmiyor ve edenleri de desteklemiyor. Evler esya ile dolup tasiyor hala cilginca mobilyalar aliniyor. Azlik, cokluktur sozunu cok seviyorum. Bu guzel fikirlerin ve ruhun icin hayatlarimiza dokundugun icin cok tesekkur etmek istedim aslinda sadece bu. San Francisco’ya yakin oturuyorum siz buralardayken Turkiye’deydim yoksa bi turk kahvaltisi ve sizinle tanismayi o kadar isterdimki neyse bir daha ki sefere diyelim.

    Selin Seçen · 24 Mart 2017 21:51 tarihinde

    Teşekkür ederim Nida. Söylediklerinin içinde değiştirmek için çabalayanlara köstek olanlar en çok üzüldüğüm şeydir benim de. Düzelirler inşallah.

    ABD’de gezmeyi çok sevdik biz, Trump’ın gazabına uğramazsak yine gelmek istiyoruz, o zaman görüşürüz belki. 🙂

hayrullah KAHRAMAN · 29 Mayıs 2017 16:44 tarihinde

harika yazmış ve hissettirmissin kardeşim döndüğünüzde bunları konuşmayı çok arzu ederek selamlarımı yolluyorum 🙂

takipteyiz 😛

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir