Vespa LX150 ile en sevdiğim fotoğrafım! Hatta açık ara en sevdiğim motorlu fotoğrafım olabilir! 🙂

NEDEN MOTOSİKLET? NASIL MOTOSİKLET?

2008’de aldım ben motosiklet ehliyetimi, bir yıl öncesinde de araba için ehliyet almıştım. 26-27 yaş ehliyet almak için bayağı geç, olsun, geç oldu da güç olmadı hiç benim hikayem. Ama 2010-2012’de yaşadığım Antalya’dan ayrılıp İstanbul’a yerleştiğim o yaz aylarına kadar motosiklet sürmek ve motosikletli hayata dair ne devasa bir istek beliriyordu içimde, ne de motorlu iki tekerlilere karşı azıcık ilgi kırıntısı vardı. Sonra… Birden oldu. Ben de net hatırlamıyorum, bir şey mi kırıldı, bir dönüm noktası mı yaşadım, bir şey mi gördüm, birden belirdi o his içimde. Ben motosiklet sürmeliydim. Bunu derken etrafta birileri var da onlardan feyz alıyorum sanılmasın, bilakis etrafımda bir tane bile motosiklet sürücüsü yoktu. Benim de tek deneyimim, 20’lerimde üniversitede öğrenciyken arkadaşımın motosikletine sadece bir kez binmemdi. Müthiş eğlendiğimi, aklımda yer ettiğini bile anımsamıyorum. Öyleyse neydi?.. Belki de sadece zamanım gelmişti. Yani motosiklete nasıl başladın, seni ne heveslendirdi sorusuna verilecek fantastik bir cevabım olmadı hiç.

Dizlik, spor ayakkabı… Olacak iş değil. 🙂 Ve saçlarım… Şimdi asla açık bırakmıyorum, rüzgardan düğümleniyorlar. 29 Ekim 2012.

İLK MOTOSİKLET, İLK DENEYİM

Heves etmiştim de; etrafımda soracak kimse olmadığı için ne nasıl bir motosiklet sürmek gerektiğini biliyordum, ne de ekipman vs konularında herhangi bir fikrim vardı. Trafik tecrübemin sıfır olmasını da denkleme ekleyince ortam bayağı şenlikli hale geldi. Vespa’nın bana göre olduğunu düşündüm. 30’ların başında sevimli surette bir kadın ne sürer? Vespa. Hı hı… 🙂 O zamanki hayat arkadaşımın da yüreklendirmesiyle gittim ilk motorumu aldım. İkinci el, çiçek gibi bir Vespa LX150, karbüratörlü, bebek mavisi. Almasına aldım da, sürmeyi bilmiyordum ki… 1 hafta aldığım bayiide bekledi, sonunda onlar da isyan edip beni aradılar, eh artık alsanız bunu buradan dediler. Hani hikayenin başında, üniversitede motoruna bindiğim arkadaşım var ya, Murat, kulakları çınlasın, o geldi aklıma. Arayıp bana motor sürmeyi öğretecek bir tanıdığının olup olmadığını sordum. Ayarlarım ben diyerek o zamanlar henüz Adarat’ı kurmamış Erkan Demirel’e ulaşmamı sağladı. Devasa motosikleti ile bayiinin kapısında belirdi hocam, kendi kocaman motorunu bıraktı, benim minnoş Vespa’ma atladık ve artık yerinde yeller esen Kadıköy pazarına gittik. 2 saat kapalı alanda çalıştırdı beni orada ve çık trafiğe dedi. Yüzüne nasıl baktığımı dün gibi anımsıyorum, gerçekten mi dedim, oldum mu ben, ölmeyeyim trafikte! Güldü, oldun oldun, dengen ve algın gayet iyi, yapabilirsin dedi. Kadıköy’den Erenköy’deki eve nasıl geldim, o kalbim nasıl yerinden çıkmadı, mutluluktan ve coşkudan nasıl infilak etmedim, hala bilmiyorum.

O parmaksız eldivenimin teki denize uçtu da öylece vazgeçtim kullanmaktan. Scooter kullanmaktan vazgeçtiğim gün, ekipmanları her gün kullanmaya başladığım gün aynı zamanda.

İLK KAZA, İLK KORKU

Mutluluk çok sürmedi, motosikletliler arasındaki o ünlü sözü (Düşmüş ve henüz düşmemiş motorcu hani…) hayata geçirmem için 1 ay yeterliydi zira trafik tecrübem hiç yoktu. 3 şeritli bir yolda, orta şeritte seyrederken sağdaki aracın kör noktasında lüzumundan fazla bir süre kalmıştım ve o araç aniden şerit değiştirmeye karar verince kendimi bir anda havada ve ardından güüüm diye yerde buldum. Çok şanslıydım, ciddi hiçbir şey olmamıştı bana, yine de hastane ve acil, röntgen vs derken aklımdan geçen tek şey maviş bebeğimin gözümün önünde yerde sürüklenmesiydi. Ne durumdaydı acaba?.. Hastaneden çıktığımda hemen motorumun yanına gittim ve binip eve getirdim. O gün bilmediğim bir şey vardı; eğer o anda motosiklete tekrar binemeseydim, korksaydım, ürkseydim muhtemelen tekrar binmeyecektim. Artık motosiklet sürmüyorum diyen pek çok insanın ortak hikayesinin bu olduğunu sonradan öğrenecektim. Ve bir kez daha mutlu olacaktım çünkü beni gerçekten tamamlayan ve vazgeçmenin aklıma kolay kolay gelmeyeceği bir uğraş bulmuştum kendime.

Arka çantamı ara sıra özlediğimi itiraf etmeliyim. Kaç market alışverişini sığdırdım bu çocuğa! Nisan 2013.

Ve devamı gelir…

150 cc’lik ilk Vespa’mı E-5’e çıkmaktan bile çekinerek 6 ay sürdüm. Ardından bu gitmiyor diyerek sattım (Motosiklet değil, sürücü vardır. 🙂 ) ve Vespa GTS250 aldım, 6 ay da ona dayanabildim. Evet sevimlilerdi, evet pratiklerdi ama aradığım bu değildi. Aradığımın ne olduğunu KTM Duke 390’ı 2013 sonunda bir kaldırımda park etmiş görünce anladım ve 2014 şubatının sonunda artık birlikteydik.

——————————————————————————————————————————————————————————-

Bu yazı dizisini arkası yarın şeklinde yazacağım. Yarın, gelecek hafta demek aslında ama motosikletle tanışmamdan bugüne kadar geçen zamanı anlatmaya çalışacağım için makul bir süre. 🙂 Uzun bir yazı dizisi olacak muhtemelen. Hem kendim için anıları canlı tutacağım, hem de nasıl başlayacağını düşünen insanlar için ışık olacak belki. 

Okurken siz de başlığıma ilham olan şu şarkıyı dinlersiniz belki:


8 yorum

gökhan hayta · 22 Ağustos 2018 16:25 tarihinde

Çok güzel bir yazı olmuş devamını bekliyoruz..

    Selin Seçen · 22 Ağustos 2018 18:04 tarihinde

    Teşekkür ederim. Sonraki iki yazı hazırda bekliyor bile. 🙂

İbrahim Anaçali · 25 Ağustos 2018 01:48 tarihinde

Her hikayenin bir anlatıcısı vardır ne güzel anlatmışsın, takipteyim.

    Selin Seçen · 25 Ağustos 2018 10:25 tarihinde

    Teşekkür ederim. 🙂

Seyhan Çay · 27 Ağustos 2018 16:20 tarihinde

Güçlü içgüdülerin varmış demekki 😀 Vespa…hı hı 🙂 ahaha, neyse verdiğin kararlar bu zamana kadar doğruymuş ki karşımızda yaşıyorsun ne güzel 🙂 O zaman sürelim….

    Selin Seçen · 27 Ağustos 2018 16:22 tarihinde

    Onu da yaşamam gerekiyormuş demek ki. Sürmesem kesin aklımda kalırdı. 😀
    Evet, sürelim. Maviliklere doğru…

Kerim · 2 Eylül 2018 00:52 tarihinde

Devami hâlâ paylasilmamis 🙁

    Selin Seçen · 3 Eylül 2018 09:51 tarihinde

    Bugün akşam geliyor. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir