The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 1, 2011 yapımı.

Vampir merakım malum, bu merak uğruna girdiğim şekiller ise içler acısı. Şu filmi bile seyrettim, yazık bana. Gönül istiyor ki True Blood‘a konu olan kitaplar bu denli dandikken, Twilight da aynı başarıyı yakalabilsin. Fakat bir sebepten (yönetmen, oyunculuklar, kaderin cilvesi) olamıyor!

Serinin iki başrol oyuncusunda değişen hiçbir şey yok. Kristen Stewart hala ıkınıyor ama biz onun konuşmaya çalıştığını anlıyoruz. “Sen sus, gözlerin konuşsun”un vücut bulmuş hali adeta. Film boyunca kaç kelam etti, sayan birileri olmuş mudur? Kendisine dair işe yarar tek şey giydiği gelinliğin muhteşem sırt detayı idi, o nasıl bir danteldi öyle! Suratı beyaza boyanmaktan artık iyice morarmaya başlayan Robert Pattinson ise serinin her yeni filminde biraz daha sevimsiz görünüyor. İlk filmi izlediğimde “bite me Edward” yazılı tişörtleri bile bloga taşımama sebep olmuş adam, şimdi ıkınan bir hortlaktan hallice. Evet, evet, o da konuşamıyor!

Filmin sonu muhteşemdi. Vampirin bebeğini doğuran Bella (vücudu artık kan pompalamayan bir ölünün nasıl bebeği olur kısmına tabii ki takılmıyoruz), doğum neticesinde ölür. Gelinlik gibi, bu ölüme giden yoldaki makyajı da gayet başarılıydı. O hastalıklı yüz, çöpe dönmüş bacaklar, moraran-sararan ten… Çok inandırıcıydı. Ta ki… O masada yeniden gözlerini açana kadar! Gözlerindeki morluklar fara dönüştü ve birden rimeller belirdi. Ne tatlı. Demek ki neymiş, ölüp de vampir oluyorsanız kalıcı makyajla yeniden doğuyormuşsunuz. Evet.

Vaktinize yazık. Sakın izlemeyin. 1/10.

Serinin diğer filmlerini ben izleyecek miyim? Tabii ki. Bir vampire gönül verdim, böyle oldum. Bu sayılmaz.

Hepsi bir yana muhteşem bir seyirci kitlesi vardı sinemada. Şöyle ki…
100 seyirci var diyelim. 70’i 13-17 yaş arası lise öğrencisi kızlar. 20’si 50 yaş civarı pijamayla evden çıkıp gelmiş kadınlar. 10’u da taş çatlasa 30 yaşında erkekler. Nasıl bir algısı var ki bu filmin, böyle bir izleyici kitlesine hitap edebiliyor anlamıyorum. Ergenler, tamam. Çığlık çığlığa izliyorlardı zaten. Geçkince teyzeleri de anlamaya çalışıyorum, içi kof romantizme kanıp geliyorlar sanırım. Ama o genç adamları anlamıyorum, bu denli manasız bir filmde ne buluyorlar acaba? Bir de tek başlarına izlemeye gelmişler, sevgili vs de sürüklememiş yani. Benim gibi vampir-zombi delisi olabilirler mi acaba? Alttaki oylamalar da anlamama yardımcı olmuyor. Bir el atın lütfen.

Votes Average
Males  13,198  3.7
Females  13,948  6.8
Aged under 18  3,543  5.8
Males under 18  1,210  4.2
Females under 18  2,275  7.3
Aged 18-29  18,305  4.7
Males Aged 18-29  9,196  3.6
Females Aged 18-29  8,892  6.7
Aged 30-44  4,768  4.6
Males Aged 30-44  2,364  3.7
Females Aged 30-44  2,319  6.9
Aged 45+  816  4.6
Males Aged 45+  382  3.9
Females Aged 45+  426  7.5
IMDb staff  7  5.3
Top 1000 voters  53  4.0
US users  6,207  5.0
Non-US users  13,206  4.4

2 yorum

Joujou · 28 Kasım 2011 10:20 tarihinde

:))) Müthiş eğlendim okurken. Vampir hikayelerine ilgi duymama rağmen serinin hiçbir filmini izlemedim. Çünkü senin de bahsettiğin gibi, fragmanlarında bana da ıkınıyorlarmış gibi geldi. Buffy serisi bile çok daha inandırıcıydı. Ama madem sen bir defa bulaştın, seriyi tamamla bari. 😀

Bir Kadın · 28 Kasım 2011 10:35 tarihinde

Sarıkafa Spike var Buffy’de, açık ara öndedir benim için. Twilight da neymiş! Azmettim, tamamlayacağım yine de. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir