CRF250L ile daha önce taş çatlasa 1000 km’lik bir deneyimim var. Onun bir kısmını da bir haftasonu kampında yapmıştım zaten. Olumlu/olumsuz yanlarını yolda tecrübe ediyorum bu nedenle. İlk günkü en fena deneyimim sol dizimin iç tarafının yanması oldu. Sanırım radyatörün fanı denk geliyor oraya, zaten yol boyunca beni sık sık rahatsız etmişti ve ara sıra sol dizim açık sürdürecek kadar sıcak üflemişti. Akşam da sonucunu gördüm, neyseki ciddi bir şey değil. Bugün jean motosiklet pantolonu vardı üstümde, yarın bir de tekstil ile deneyeceğim.

Paylaşım yorumlarında görüyorum, en çok seleye laf ediliyor. Pek çok insan taş gibi, sert demiş; hatta hızını alamayıp sakın o motorlarla yola çıkmayın yazmış yüklü çanta fotoğraflarını görmelerine rağmen. Okudukça gülümsüyorum. CRF’den önce 2 yıl Duke 390 kullandığım için selesi bana pamuk gibi geliyor, hiçbir rahatsızlık hissetmiyorum.

Debriyajı yumuşacık ama vites geçişlerini sevmiyorum. Zincir elimde kalacakmış gibi hissediyorum. Yanımızda yedeği olduğu için içim rahat ama her çat küt vites geçişinde içim gidiyor yine de, dur iş çıkarma başımıza diye.

Çantalara henüz adapte olamadım. Bugün yol kenarında durmak isterken bariyerlere sürttüm hatta ama taş gibiler, hiçbir şey olmadı. SW-Motech doğru tercihmiş.

Yükleyince 20 kg kadar arttı motorun ağırlığı ama ben hiç hissetmiyorum. Tek sorun motorun arkasını biraz aşağı indirdiğimizde kestiğimiz ayaklık. Şimdi biraz uzun geliyor ve park ederken dik kalıyor. Onun da çaresine bakacağız yolda.

Sanki bayramlıklarımı giyecekmiş gibi davrandığım için yol öncesi aldığım hiçbir kıyafeti denemedim bile şehiriçi sürüşte. Haliyle adaptasyon süreci yaşıyorum ve biraz acılı oluyor. Ben ettim, siz etmeyin. Kaskınızı, botunuzu mutlaka öncesinde giyin ki kafanız, ayağınız alışsın. Alnınızın ortasında bir çizgi ve yanan ayak tabanları istemezsiniz ilk günün akşamında.

İlk defa terekli kask kullanıyorum. Caberg XTRACE ve çok sevdim. Tereği rüzgarda kafamı geriye atmıyor ve güneşe karşı da fazladan koruma sağlıyor. Görüş açısı da fazlasıyla geniş. GP Kompozit‘te ön cam taktırmıştık motora, onu da öyle güzel ayarlamışlar ki, rüzgarın sadece serinliğini hissediyorum, gün boyunca hava rüzgarlı olmasına rağmen hiç sıkıntı yaşamadım.

Malkara’ya gelmeden hemen önce Çavuşköy’de bir benzinlikte mola vermiştik. Çay içtik, ahşap banklı masaya yayıldık yine. Çay servisi yapan abi koşa koşa geldi yanımıza, elinde tabak, içinde salatalıklar… Kendi bahçelerinin mahsulüymüş. Gönlünden kopmuş ve bize ikram etti. Nasıl mutlu oldum! Zaten İstanbul sınırları dışına çıkar çıkmaz trafik bile düzelmeye başladı. Haliyle insanlar da kibarlaştı. Yol boyunca böyle insanlarla sık sık karşılaşırız umarım.

Şimdi Dedeağaç’tayız, kamp yapıyoruz. Kocaman bir yer, gayet güzel, denizin dibinde. Bir sürü Türk misafirleri var ayrıca. Öğle sıcağında motordan inip soğuk denize koşmanın tadı apayrıydı!

Daha önceki yazılar için:

Güney Amerika Seyahati Hazırlığı

Kategoriler: Seyahat

7 yorum

gökhan hayta · 5 Temmuz 2016 00:36 tarihinde

İyi şanslar diliyorum. İyi sürmeler.

mustafa kartop · 5 Temmuz 2016 18:23 tarihinde

çok güzel bir anlatım yolunuz açık olsun tüm gezemeyenler adına gezin takipteyim iyi yolculuklar..

Volkan Koç · 11 Temmuz 2016 12:12 tarihinde

Tekeriniz düz bassın… 🙂

ibrahim adak · 11 Temmuz 2016 19:24 tarihinde

serkan beyi geçen yıldan beri takip ediyoruz ve yüzyüze göremesek te aileden birisi oldu. şimdi sizi tanıdık umarım herşey gönlünüzce olur. Allah yar ve yardımcınız olsun

Cengiz Bayram · 29 Temmuz 2016 12:23 tarihinde

Harikasınız takipteyiz

Rüzgarın İzinde | Latin Amerika Seyahatinin Avrupa Kısmı · 28 Temmuz 2016 12:21 tarihinde

[…] Seyahat Günlüğü / 1. Gün […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir