Orada Bir Yerde, Engin Türkgeldi’nin kitabı. Ben Can Yayınları’ndan çıkmış 2. baskısını (Ağustos 2017) okudum.

İçinde 10 adet öykü olan, bu 80 sayfalık mini mini kitap meğer kitaplığımda kendi halinde beklerken ben neler neler kaçırıyormuşum! Goodreads’te, hakkında Türk kullanıcılardan aralıksız olumlu yorumlar okuduğum kimi kitaplar nazarımda gerçekten zaman kaybına dönüşünce, bazen negatif yönde etkileniyorum. Sonra yabancı kullanıcılara da bakıyorum ve aklıselim yorumlarla, detaylı incelemelerle karşılaşınca bizimkilerin bayrak sallayıcılığının depreştiğini fark ediyorum. Bir şeye güzel ya da kötü demek, bazen “koyunlaşma” belirtisi ne yazık ki. Kimisi de bunu çok seviyor, detaylı olarak neyi sevdiğini ve takdir ettiğini izah edebilecek donanımdan yoksun ancak yine de “çok” seviyor. Peki.

Ben de çuvaldızı tam bu noktada kendime batırıyorum. Orada Bir Yerde’nin pek çok olumlu yorum aldığını görünce benzer bir vakayla karşı karşıya olduğumu düşünüp geciktirmiştim kitabı okumayı. Meğer bu sefer gerçekten yanılıyormuşum!

Geçtiğimiz yıllarda Nadine Gordimer okurken Güney Afrikalı yazarlarla ilgili keşfettiğim o muhteşem detay Engin Türkgeldi’yi okurken de gelip çöreklendi içime. Sanki bütün hikayeler hemen şuracıkta geçiyor ama bildiğim bir coğrafya değil orası. Fas, Cezayir… Çölün ortası. Yeldirmesini savura savura yürüyen çöllü kadınlar var etrafta. Atlılar var evet ama deve kervanları da geçiyor göz alabildiğine uzanan çölün boşluğunda. O yüzden de her şey olması gerektiğinden, olabileceğinden daha derin, daha mistik, daha büyüleyici. Bu kısmı çöl güzellemesi işte. Orada Bir Yerde sırf hikayelerinin geçtiği yeri bu denli canlı bir biçimde gözümde canlandırdığı, üstelik benim betimlediğim kadar derin bir çöl imgesi olmasa da bana böyle hissettirebildiği için bile çok güzel bir öyküler toplamı.

Cüceler, krallar, köleler, salgın hastalıklar, irinli yaralar, büyüler, kayıplar, erenler, göçenler, yiyenler ve içenler… Arka kapakta fantastiğin kıyısında yazılmış ama ben 80 sayfacık olmasa idi kitap, fantastiğin dibinde bulacaktım neredeyse kendimi. Yarattığı evren öyle sinematografik öğeler barındırıyor ki; fantastik kahramanları ile birleşince kendimi kısacık öykülerin yüzeysel dünyasında değil de, her öyküde birbirine biraz daha bağlanan masal evreninde buluyorum.

Tazecik ve çetrefilden uzak dili, karakterlerin pırıl pırıl iyilikleri ve kapkara acımasızlıkları, yine de hepsinin sonunda siyah binadaki siyah çerçeveler kadar doğal görünüyor oluşu, sonlara değil de yollara inanışı dili ne kadar iyi kullandığının da kanıtı. Dehşete düşmek yerine kendine has diliyle yarattığı girdapta sakince gömülüyorum derinlere. Sıcak bir akşamda, sakin bir müzik eşliğinde bir yudumda okunup bir daha ne yazsa yine alır okurum dedirtecek bir yazarla tanışmamı sağlıyor; orada bir yerde bilindik hikayeleri kendine has yorumuyla tatlı tatlı okutacak bir yazar var artık, biliyorum.

Goodreads yolculuğum için de bu bölüme not düşeyim:

1/52: Paris’te Satori/Jack Kerouac/Siren Yayınları
2/52: Orada Bir Yerde/Engin Türkgeldi/Can Yayınları

 

Kategoriler: Kitap

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir