interstellar posterInterstellar, 2014 yapımı. Yıldızlararası adıyla Kasım 2014’te Türkiye’de gösterime girdi.

Bomba, muhteşem, çok çılgın film diye Akasya Acıbadem’de izledim. Gümbür gümbür müziği test ettim, onayladım, iyi ki sağlam soundtrack yapmışlar, yoksa bu işkenceye nasıl dayanırdım diye düşündüm. Dile kolay, tam 170 dakika! Destan gibi. 140 dakikasının filan sardığını, mutlu olarak ve eğlenerek izlediğimi düşünürsek çok problem değil uzunluğu lakin  o Gargantua yok mu, ah o Gargantua… Kara deliklere düşesin Christopher/Jonathan Nolan! Hanginizden çıktıysa o fikir, kara deliğin ucunun açıldığı nokta… Şimdi spoiler vermemek için dilimi ısırıyorum habire, ama olacak iş miydi! Bütün bir filmin temelini, havalarda uçuşan kuantum fiziklerini, eğilip bükülen zamanı, 5 boyutlu platformları Gargantua meğer burasıymış dedirtmek için mi yazdınız!

Bilimkurgu benim kalemim değil, uzun zamandır biliyorum. İçinde “sanat” yoksa sinemanın; karnında, boğazında nilüferler büyüten cinsten bir sanattan bahsediyorum, böyle yaratılmış evrenler vs beni kesinlikle mutlu etmiyor. İnsana dair değilse ya da bütün öykü, işin içine “olmayan”lar giriyorsa… İpin ucunu bir yerde kaçırıyorum. Interstellar’ı izlemekten zevk almadım mı? Daha neler! Sinema salonunda geçirdiğim 3 saatin 2,5 saati kesinlikle mutluydum, devasa bir perdede seyretmesi oldukça zevkli bir film vardı. Son yarım saatte içim şişti, (merhaba Gargantua!) ancak genel olarak filme çamur atarsam çarpılırım. Bir kere bahsedilen her şey oluyor, o parmak mutlaka gözümüze denk geliyor ve gözümüz çıkıyor, bunu arzulayan izleyici için de fazlasıyla tatmin edici. Beni en mutlu eden kısmı ise o postapokaliptik ortam. Ekinleri küf öldürmüş, her yerde toz, yiyecek sıkıntısı başgöstermiş, tarih saptırılıyor. Dünya ölüyor ama yaşam devam ediyor, direnen insanların hikayesi yerine dünyayı daha kaç çeşit yöntemle öldürebiliriz konulu fikir jimnastiklerini etkileyici buluyorum. “Öz yıkıcı” mı demek lazım, diyelim, özyıkıcı insanın hayal gücü inanılmaz, hiçbir zaman tatmin olmuyor, sınırlarını asla kestiremiyorum.

Filme dair çok yazı var, birinden başlamalı.

 

Kategoriler: Diğer

4 yorum

Serkan Söğüt · 12 Kasım 2014 23:08 tarihinde

Aslında bir yerde katılıyorum Gargantua’a için daha etkili bir şey bulabilirlerdi. Yani fikri yine aynı olabilirdi belki ama sunuş kesinlikle farklı olmalıydı. Bu hali ile biraz zayıf kalmış, özellikle de filmin geri kalanında işlenenler, müzik, duygu yoğunluğunun izleyiciye aktarılması ve ortada gerçeklere delicesine bağlı kalarak işlenmiş bir bilim kurgu varken. İşlenin konuya o kadar bağlanıyorsunuz ki bilim kurgu olduğunu unutabilirsiniz. Ne süper teknolojik aletler var ne de bilgisayarlar. Bu yanı çok güzeldi. Görecelik gerçeğini insanın yüzüne sertce vururcasına anlatmasına bayıldım, insan çok acayip diyor (yani en azından ben dedim 🙂 )

hilkat garibesi · 18 Kasım 2014 15:05 tarihinde

yavaş yavaş alıştırılıyoruz aslında gerçeklere…. mevlana der ki, eğer sözle dahi aşikar kılamayacağınız gerçeklere sahipseniz susunuz…. o sustu, biz de öyle, ama bilim kusacaktır hakikati… onsekizbin alem sema edip her ruhu 7 farklı boyuta puyan edecek ve herseferinde tabiatın deriin döngüsü kemikleşip nice alemde ağlayan çocuklara yaşam verecektir…

black · 12 Temmuz 2015 14:13 tarihinde

izlerken aldığım keyfi nokta atışı yansıtacak kadar güzel yazmışsınız. 15-20 dakika dışında dop dolu şeyler vaad ediyor. sizi ne kadar enterese edeceğini bilemesem de şu sahne bence filmdeki en etkileyici sahne. üçüncü dakikadan itibaren hans zimmer’in zirveye çıktığı an..

https://www.youtube.com/watch?v=GhlU3ikw8sA

    Selin Seçen · 12 Temmuz 2015 17:29 tarihinde

    Evet, bu müzik olmadan asla aynı etkiyi yaratmayacak bir film Interstellar. Eklediğiniz videodaki kısım da en büyük kanıtı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir