Enis Aldjelis, 1920 Avusturya yapımı.

47. Altın Portakal Film Festivali kapsamında edindiğim enteresan tecrübelerden biridir Enis Aldjelis, Doğunun Çiçeği’ni seyretmek. Gösterim öncesinde Hollanda Eye Film Enstitüsü’nde çalışan ve bu kayıp filmin seyircilerle buluşmasında katkısı olan hanımefendinin verdiği bilgiye göre gösterime çıkması 1920, aslında çekildiği tarih ise 1917’ymiş. Bilgi enteresan zira savaş yıllarında bir grup Avusturyalı’nın İstanbul’a gelip de böyle bir film çekmiş olması sizce de tuhaf değil mi? Sanat, sanat içindir evet ama sanki bir nebze “sızma” girişimi de barındırıyor gibi içinde. Komplo teorilerimi hızlıca geçip filme dönüyorum.

Filmin tamamı İstanbul’da geçiyor. Galata Köprüsü, Eminönü, Galata Kulesi’nin o yıllardaki  halini ekranda izliyor olmak heyecan verici. Eminönü’de şimdi vapur iskelesi olan yerde yolcu bekleyen kayıklar, Galata Köprüsü’ndeki tramvayın o ilk hali, köprüdeki insan yoğunluğu, tepesinde kubbesi olmayan Galata Kulesi, Karaköy’den Beşiktaş’a kadar aralarında -tıpkı şimdiki gibi-azıcık boşluk bile olmadan inşa edilmiş bütün o eski yapılar, Karaköy motor iskelesine yanaşırken gördüğümüz bütün o çirkin ve yeni binaların yerinde eskiden neler olduğunu görmek, Tahtakale’deki dükkanlar, Topkapı Sarayı’nın arka bahçesinin çıkışı gibi göz kamaştırıcı pek çok detay var filmde. Filmin 10. dakikasından itibaren büyülenmiş gibi izledim; yürüdüğüm yolların, vapurda izlediğim o manzaranın, defalarca seyrettiğim Galata Kulesi’nin babaannem portakalda vitaminken neye benzediğini görmek çok heyecan verici bir deneyimdi. Tramvayın aslında Tünel’deki versiyonuna benzediğini biliyordum ama 1917’de çalışan halini görmek umduğum bir şey değildi. Savaşın sokaklardaki insan sayısını azaltması, gündüz saatlerinde yapılan çekimlere rağmen görüntülerde çok fazla genç erkek olmaması, yalnız dolaşan kadın grupları gibi 1. Dünya Savaşı’nın dayattığı şartlara ait detaylar da dikkat çekiciydi.

Enteresan bir sessiz sinema deneyimiydi zira sinema sessiz değildi. Filme Baba Zula ve Murat Meriç müzikleriyle eşlik etti.

Festivalde, acıdır ki, çok fazla yabancı yoktu. Metrekareye düşen turist sayısının yerli sayısıyla yarıştığı bir şehirde “uluslararası” olduğu iddia edilen bir organizasyona bu kadar az talep olması organizasyon adına düşündürücü olmalı. Ancak Enis Aldjelis’te birkaç istisna vardı. Hayatlarının en garip, en alaturka deneyimlerinden birini yaşamış olmalılar zira sessiz sinemayı müzikle izlemek ve ardından filmi izledikleri salonda duvarlarda gezen bir dansçıya alkışlarla eşlik etmek dünyanın hiçbir yerinde denk gelemeyecekleri bir görüntüdür diye tahmin ediyorum. (Kompozisyonda sırıtsa da dansçıyı seyretmekten zevk aldığımı saklamayacağım.)

*Görseldeki güzel Enis Aldjelis, nam-ı diğer Doğunun Çiçeği. Filmde Türk oyunculara yer verilmemiş, hepsi Avusturyalı. Enis rolündeki Lilly Marischka da onlardan biri.

Kategoriler: Diğer

2 yorum

serap · 25 Ocak 2015 13:12 tarihinde

tevafuken denk geldiğim bu filmi özellikle müthiş görseli ve hikayesinden dolayı ben de çok merak ettim ama ne yazık ki netten bulamıyorum.. yardımcı olabilirseniz memnun olurum

    Selin Seçen · 25 Ocak 2015 21:31 tarihinde

    Serap Hanım,

    Ben festivalde izledim, ne yazık ki elimde yok. Keşke yardımcı olabilsem…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir