Bu bir “Seyahat bütçesi nasıl oluşturulur?” yazısıdır. Ya da nasıl becerdim de olarak 7,5 aydır yollardaydım?

Gezmek için para gerekiyor, evet, fakat asıl sorun çok para gerektiği zannı. Ya da hep daha büyüğünü, daha uzağını, daha konforlusunu hayal etmek, istemek… Eldeki kısıtlı imkanlar elvermeyince de maddi imkansızlıkları seyahat etmenin önündeki tek engel olarak görmek.

Kendi küçük hayatımda bu seyahat için gereken miktarı temin etmek konusunda neler yaptığımı anlatırsam; seyahat etmeyi isteyen ama tek sorunun para olduğunu düşünen insanlarda belki bunun sanıldığı kadar zor olmadığı, bahse konu miktarların arzulanan kısa sürelerde olmasa bile zaman içinde biriktirilebileceği yargısını uyandırabilirim.

-Önce -bence- ilk ve en çok yapılan hata…
“Ben gezmek istiyorum, bana sponsor olsunlar!” Neden? Sponsor olan markanın buna ihtiyacı var mı? Yoksa bile o firmaya nasıl bir katkı sunmayı düşünüyorsun? Satışlarını mı arttıracaksın, bilinirliğini mi? Sosyal medyayı aktif olarak kullanacak ve cümle alemi markadan haberdar edecek muhteşem fotoğraflar/videolar mı çekeceksin? Belki haklısın, belki çok yeteneklisin, seyahat boyunca öyle fotoğraflar çekeceksin ki herkes bayılıp giydiğin/sürdüğün şeylere sahip olmak isteyecek. Ama firma sahibi bunu bilmiyor, ticari açıdan bakınca çok da lüzumlu bir yatırım gibi görünmüyor, neden el uzatsın sana? “Bunu yapan insan sayısı az ama!” Değil vallahi, yollar bizim gibilerle dolu, gözünde bu kadar büyüten bir biz varız ama. Bir de hâlihazırda bunu gayet başarılı bir şekilde yapan ve seyahat eden insanlar var. Aynı potansiyeli taşıdığına, seni hiç tanımayan birini ikna etmek çok zor. Ya da dünya çapında markalar olan Yamaha, Honda vs gibi firmaların reklam için senin varlığına ihtiyaç duyduklarını sanmak… İşte orası Kaf Dağı! Peki doğru, makul, sonuca ulaşması muhtemel adım nedir? Kişisel ilişkiler… Sürpriz yumurtadan çıkar gibi bir anda belirip bana kaynak ayırın demek yerine daha küçük firmalar, daha samimi üreticiler, gerçekten adının duyulmasına faydan olabilecek distribütörlerle fuarlarda, organizasyonlarda tanışıp kendini tanıtıp bugüne kadar yaptıklarını anlatmak ve muhataplarını yürüyen dolarlar gibi görmek yerine samimiyetle yaklaşmak kesinlikle daha faydalı olacaktır. (Aynısı yabancı firmalar için de geçerli, iyi bir İngilizce ve etkili bir yazma kabiliyeti ile neler yapabileceğinize inanamazsınız!) İçten gülen bir yüzün açamayacağı kapı yoktur. Hatta bazen beklenmedik kapılar bile kendiliğinden açılabilir.

-Evde fazlalık olan, kullanılmayan, satıldığında para edecek ne var?
Önce ben cevaplayayım. Kitaplarım, ayakkabılarım, kimi mobilyalar, takılar vs. Son 2 yılda tam 250 kitap sattım. Bir kısmını satın almıştım, bir kısmı hediye gelmişti, yüksek meblağlar isteyerek yollarını tıkamadım, gayet makul fiyatlara yeni sahiplerine ulaştırdım. Sırf kitaplarımdan gelen parayla fazladan 8 gün gezilir! 🙂 Televizyonum nadiren açılan, sadece bilgisayara bağlanmak suretiyle bize film izleten bir obje. Sehpa üstünde duruyor. Sehpa da güzel hani! Duvara monte etsek n’olur? Sehpa satılır, 6 gün daha kazanırız! Ayakkabılarım… Bu benim uyuşturucum idi vaktiyle. Blogda da hala bolca ayakkabı yazısı bulunuyor, kaldırmaya kıyamıyorum. Ayakkabıları hala seviyorum, ama raflarda! Evdeki stoğumun yarısını sattım. En az 1 hafta kazandırdı. Metaya, parayla satın alınabilen şeylere bağlanmayacak kadar kısa bir ömür sürdürüyoruz bu dünyada. Gözümün kökü, çok sevdiğim motosikletim de bu furyada sattıklarımdan oldu. Sırf evden sattıklarımla 1 ay kazandık, sadece zaman kazanmadık üstelik, yer kazandık, özgürlüğümüzü havalandırdık, ayak basacak daha çok alanımız oldu, uğraşacak daha az angaryamız kaldı.

-Hep evde yemek yaptık, canımız pizza isteyince de açtık hamurunu, kendi malzemelerimizle kendimiz pişirdik. 30 paket makarna parasına bir tabak makarna yemedik, evdeki kahve makinesi parasını hak etsin diye dışarıda içebileceğimiz kahvenin onda birine kendi kahvemizi yaptık. Arkadaşlarımızı eve çağırdık buluşmak için. Hem bütçeye faydası oldu, hem ilişkilere sıcaklık kattı. Marketten değil, pazardan yaptık ev alışverişimizi. Pazardan alınamayacak tüketim malları içinse civardaki birkaç markanın mail listesine kaydoldum ve sürekli indirimleri takip ettim. Hep kullandığım ürünleri bazen yarı fiyatına aldım, stok yaptım.

-Ek işler…
Bunun için illa bir dil bilip çeviri yapmanıza, öğrenci bulup ders vermenize, mutfakta iyi olup yemek yapmanıza gerek yok. Ben hiç akla gelmeyecek bir şey yaptım: Motorlu kuryelik! 🙂 Kabul ediyorum, biraz pahalı bir hizmet sunuyordum ama zaten yapmayı çok sevdiğim bir şey üstünden para kazanmak çok eğlenceli oldu. Başka bir şehirden ısmarlanan bandrollerin kısacık resmi işlemlerini yapıp Duke 390 üzerindeki çanta demirimi çok çirkin bulanlara inat, her hafta birkaç koli taşıyordum. Gelen paraya da hiç dokunmuyor ve direkt yatırım hesabına aktarıyordum. O bile durduğu yerde birkaç ayda canavara dönüştü, seyahatte bize bir sürü gün kazandırdı.

-Biriktirmek…
Benim son birkaç yılda hayatımda yaptığım en işe yarar değişikliklerden biridir bu. Her ay elime geçen paranın bir kısmını mutlaka bir yatırım aracında değerlendiriyorum. Somut ve basit şeyler yapıyorum, sürekli takip gerektirecek şeylerle uğraşmak için bilgim ve de ilgim yok, o yüzden garantisi olan şeyleri alıp bir köşeye koyuyor ve unutuyorum.

“Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” diye soran sosyal medya trollerinin ağzına terlikle vurmayı hala istiyorum ama bir yerden başlayacağım, nereden başlamalıyım acaba diye ciddi ciddi düşünen bir kişinin bile aklında bir ışık yakabildi isem ne mutlu bana!

Bu yazıya ilham veren şey Orta Amerika’da bir süre beraber seyahat ettiğimiz Ayfer ve Onur‘un yazısıdır. Feyz almak için oraya da göz atabilirsiniz.


11 yorum

Hüseyin COŞKUN · 24 Mart 2017 21:02 tarihinde

Güzel ve faydalı bi yazı.sevdim…

Ahmet · 24 Mart 2017 23:45 tarihinde

Tercih meselesi tabiki ama kitaplar hariç herşeyimi satmaya varım, bende mt 07’mi satıp ikinci el crf alıp kalan para ile Arap yarım adasını gezmeyi planlıyorum bu yıl…

    Selin Seçen · 2 Temmuz 2018 14:07 tarihinde

    Bir daha okumayacağıma emin olduğum kitapların evde durmasının bana hiçbir faydası yok. Toplayıcı değilim. Arap yarımadası da güzel fikir, umarım yapabilmişsinizdir.

fatih · 24 Mart 2017 23:54 tarihinde

kralsiniz, ne kadar faydali bir vizyon 😉 ne mutlu size ve sizden gelecek nesillere..

ali duran · 25 Mart 2017 13:09 tarihinde

Aalaaa..:)

Nusret · 28 Mart 2017 13:15 tarihinde

Serbest kurye nasıl olunur? Kuryelik işini nasıl buldunuz? Kime başvurmalıyım?

    Selin Seçen · 28 Mart 2017 13:36 tarihinde

    Serbest kurye diye bir iş tanımı varsa bile ben bilmiyorum. Benimki akraba işi, bir yere başvurmadım, sadece işi ben yapmak istedim, benim oldu.

talip dik · 29 Mart 2017 16:21 tarihinde

Ben de tutkulu bi motosiklet sürücüsüyüm ve kurulu bi işim düzenim var ve sizi imrenerek severek takip ediyorum sadece merak ettiğim genel olarak bu gezinin maliyeti bir de çat pat ingilizceyle yapılabilir mi bu iş biraz cesaret verin 🙂

    Selin Seçen · 2 Temmuz 2018 14:06 tarihinde

    Blogu taşırken bazı yorumları gözden kaçırmışım. Şimdi cevap vereyim. 🙂 Dili geliştirmeden gezmeye ben inanmıyorum. Dağ taş görürsünüz, yiyip içersiniz, yerel halkla sohbet edemeden dönüp gelirsiniz. Bu benim keşfetme anlayışıma uygun değil. O yüzden gideceğim destinasyonun dilini mutlaka öğrenmeye çalışıyorum.

    Maliyete gelince… Öyle subjektif bir konu ki… Hep doğada kamp yaparsınız, konaklama maliyetiniz sıfır olur. Hep pazardan alıp pişirirsiniz, yemek maliyetiniz minimum olur. Benzinden kaçamazsınız ama üsturuplu kullanırsınız. 1 yıl, 2 kişi Latin Amerika’da gezeyim derseniz, çok da sefil olmayayım diye de düşünürseniz orta sınıf bir araba parasını koymanız gerekir.

Emre · 2 Temmuz 2018 00:01 tarihinde

Bence de hafta içi ada ziyaretleri en uygunu. Bozcaada’ya defalarca, günü birlik gitmiştim; Gökçeadayı da ziyaret etmek istiyorum.. size, gelecekte de iyi sürüşler..

    Selin Seçen · 2 Temmuz 2018 09:00 tarihinde

    Teşekkür ederim. Gökçeada çok daha sakin, seversiniz umarım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir