BiutifulBiutiful, 2010 yapımı.

Inarritu’nun o çok bilinen ve beğenilen diğer filmlerini de vaktiyle izlemiştim. Şöyle ki: Babel, 21 Grams, Amores Perros. 21 Grams ve Amor’es’ Perros’u sevmiş lakin Babel’e, özellikle The Sheltering Sky‘ı anımsattığı için ısınamamıştım. Biutiful da ısındığım filmlerinden oldu.

Barcelona güya arka planda, halbuki bütün sefilliğin başrolünü üstlenmiş durumda. Çaresiz bir baba, ışığa bakarak kendini tedavi etmeye çalışacak kadar uca gitmiş bipolar bir anne, o anneyle birlikte olmakta sakınca görmeyen bir erkek kardeş, erken yaşta göçüp gitmiş bir başka baba, sefaletten kaçıp başka bir sefaletin kucağına düşmüş siyahîler, ölümleri bile ucuza kapatılan Çinliler, kanunu uygulamaya çalışan merhamet(!) dolu polisler… Bir yerde de ruhlar. Filmde belki de yadırgadığım tek şey. Geçip gitmek için ölmek üzere olan bir babaya muhtaç ruhlar. Baykuşlar… Haberci oldukları için mi seçilmişler acaba? Öldüğünde o cümleyi gerçekten babasının genç hali mi söylüyor, yoksa Mateo’dan duyduğu için zihni ona oyun mu oynuyor?

Soruların hepsini cevaplayacak kadar vakit var önünüzde. Tam 2,5 saat. Sıkılmadım hiç, sadece bunaldım. Acının dozundan, üstümüze çörekleniş biçiminden ve biraz da olmamış Uxbal-Bardem birlikteliğinden. Bana şu dev hikayesini hatırlattı. Hani kış bahçesinde çocukların oynadığı ve böylece baharın geldiği ama devin sevgisizlikle onları kovaladığı. Sonra bir gün, bir çocuğa izin verdiği ve baharı kucakladığı. Ardından da ölümü… Uxbal biraz böyle bir karakter. Saf bir iyi değil, kötü de değil ama. Bardem iyilik kısmında yordu biraz beni. Denedim denedim, yakıştıramadım onu bir türlü oraya. Seyir zevkimi çok etkilemedi iyi ki, ruhlar da geleneksel bir yemeğe koyulan ketçap gibi geldi. Sadece bu nedenlerle… 7/10.

Kategoriler: Diğer

4 yorum

Joujou · 9 Ocak 2012 19:23 tarihinde

Ben de 2-3 gün önce galiba Sinema TV’de rastladım. Seyretmeyi çok istiyordum ama dayanamadım. O boğucu hava beni mahvetti. Bir de Bardem o kadar enerji dolu bir adam ki filme fazla gelmiş gibi geldi bana. İyilik kısmını izleyecek kadar filme dayanamadım ama ilk 15 dakikanın bana hissettirdiği bu… Kendimi daha iyi hissettiğim bir gün izlemeyi denesem mi tekrar diye düşündürdü bu yazınız… 😉

Bir Kadın · 9 Ocak 2012 20:44 tarihinde

Karlı bir kış günü, eve hapisseniz seyredebilirsiniz. Akşama kadar pijamalarınızla oturmuşsanız daha iyi hatta. Aman güzel bir günde izlemeyin, insanı karanlık düşüncelere itiyor.

Leylak Dalı · 7 Şubat 2012 20:04 tarihinde

Gecikmeli bir yorum olacak ama ben bugün izledim. Sabah fırtınanın Antalya’yı hallaç pamuğu gibi attığı gün. Üstelik bir de kişisel sıkıntım vardı, üstüne tüy dikti film. Çok etkiledi, altüst etti. Fazla geldi dediğin gibi. O ruh kısmını ben de anlamsız buldum ama diğer Inarrutu filmleri gibi mazoşist bir şekilde sevdim:))

Bir Kadın · 12 Şubat 2012 10:12 tarihinde

Çocukken Kemal Tuğcu okumayı sevmek gibi bir şey bu filmi sevmek. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir