bakele sezgin kaymaz instagramBakele, Sezgin Kaymaz’ın April Yayıncılık’tan çıkan kitabı. Ben 1. baskısını (Şubat, 2015) okudum.

April Yayıncılık’ın sitesinde kitabı aradım ama bulamadım. Google’a sorunca çıkan linki ekledim, Sezgin Kaymaz ile yayınevi yollarını ayırdı ve yazar yeni kitaplarını artık İletişim’den çıkaracak diye mi böyle bir boşluk var, bilemedim ama bu haliyle kötü görünüyor. Sosyal medya hesaplarından daha önemli bence internet siteleri, bastıkları kitabı orada bulamıyorum bile. Sitede arama opsiyonu da yok. Bir arama kutucuğu aşağıya doğru sonsuz uzayan bir sayfadan daha pratik sonuçlar doğuracaktır.

Arka kapak yazısı inanılmaz bir kitapla karşı karşıyayız. Buyrunuz:

Türkçenin Gövde Gösterisi!  Sahneler ve mekanlar, haller ve duygular, insanlar ve dil…   Yumruk gibi hikayeler en korunaklı bölgelere iniyor,  savunmasız karanlıklarda art arda şimşekler çakıyor.   Sezgin Kaymaz gücünü nereden alıyorsa orayı güçlendiriyor, okuyan ‘İyi ki Türkçe biliyorum’ diye şükrediyor. 

Gözlerim yuvalarından fırladı arka kapak yazısını okuyunca. Ben nasıl bir kitapla karşı karşıyayım acaba diye düşündüm, kılığımı kıyafetimi kontrol ettim, kendime bir çekidüzen verdim. Bugün kadar Orhan Kemal, Halide Edip, Oktay Rıfat vb. okuyup da “iyi ki Türkçe biliyorum” diye peşin peşin şükretmemiş olduğum için dua ettim! Bakele’nin sunduğu o muhteşem dili(!) nasıl algılardım yoksa? Yıl olmuş 2015, ben olmuşum 25 yıllık okur, şükretmek bugüne nasipmiş.

Sezgin Kaymaz’ı yine sosyal medya sağ olsun, çok duyuyor, okuyor ve görüyorum. Övgüler havalarda uçuşuyor. Geneline karşı sağırım ancak düşüncelerine itimat ettiğim birkaç kişinin de çok sevdiğini görünce haydi diyip İstanbul Kitap Fuarı‘ndan Bakele’yi aldım. Daha önce alınmış Kün de kitaplıkta bekliyordu, kapağı silik ve gölgeli çıkmıştı, Bakele’nin cazibesine kapılıp onunla başladım ben de yolculuğa.

Türk Edebiyatı son zamanlarda ne çektiyse “samimi” olma kaygısından çekiyor. Nedense edebi olanın samimi olması gerektiği düşünülüyor, samimiyet de bir noktada getirilip sahiciliğe bağlanıyor. İşte ben onu yemiyorum! Lafı her daim gediğine koyan hikaye kahramanları, sabah ezanında çiftetelli oynayarak ömrüne ömür katan bitkiler, gaipten haber veren anneler, dünyanın sırrına vakıf konsomatrisler… Hepsi çok samimi. Biri bana “kalbimin bayrağı” dese 3 gün dilime dolarım ben, ooo arabesk şarabından içip sarhoş olmuşuz diye ama Türkçenin gövde gösterisi yaptığı kitaplarda baştacı ediliyor. Kendi edebiyatını bu denli fevri biçimde yerin dibine sokabilirsin elbet ama yaparken şöyle etrafa bir bakmak lazım, Türkçe bayrağını bu kitapla dalgalandırdığımı iddia ediyorsam ben, bugüne kadar yazılanlar neydi, benim müsveddelerim mi diye! Verilen cevap evet ise diyecek bir şey yok, ancak hayır ise edebiyatın pazarlaması bu denli sürünmemeli yerlerde, sorumluluk kaygısı güdülmeli derim.

Bakele; 34 öyküden oluşan kocaman fontlu, kapağı ben buradayım diye bağırarak ışıldayan bir kitap. Haddinden hızlı üretimin sonucu olduğunu düşündürtecek kadar yapay, edebi derinlikten yoksun, sadece anlık olarak vurucu olması hesabı kitabı yapılmış bir eser. Hikayelerdeki karakterler ya her şeyi bilecek kadar ukala (ama bunu bilgelik olarak sunmak gerekiyor elbette) ya da dünyadan bihaber, kötü, ahmak, düşüncesiz. Kenarları kalın kalın çizilmiş bir sürü karakterden biri olan yaşlı teyzeme samimiyet adı altında “Otuz Bir” esprisi yaptırılmış, hem de bir okul müdürünün elinde oyuncak olması sağlanarak. Okurken kendimden, bu yolun seçilmesinden utandım; Türkçe bayrağının böyle hikayelerde dalgalandırıldığının söylenilmesinden utandım. Duygu sömürüsü yapılarak etkileyici olmaya çalışan hikayeler bütününün “edebiyat” çatısı altında pazarlanmasından rahatsız oldum. Edebiyat duyguya dokunduğu kadar teknikle de sarmaş dolaş olan bir alan. Cuk oturtan karakterler hatrına bir çırpıda gözden çıkarılmış teknik nedeniyle mutsuz oldum.

Yeniyi keşfetme merakım neticesinde sıklıkla heder oluyor hevesim, ilgim, heyecanım. Çabuk pes etmiyorum yine de, bir de romanını okuyacağım Sezgin Kaymaz’ın ama aynı yolu izlediyse bir daha elimi sürmeyeceğime yemin edeceğim yazarlardan olacak. Zira o kadarı, benim gibi heveslisini bile pes ettirir.


6 yorum

Özlem E. H. · 19 Mayıs 2016 21:54 tarihinde

Sıkı bir Sezgin Kaymaz okuruyum. Her çıksrdığı kitabı mutlaka okurum. Her seferinde yutarcasına okur, bitirdiğimde çok beğenmiş olurum. Az evvel Bakele’yi okudum. Sezgin Kaymaz bu değil 🙂 Öyle diyeyim. Bir şans daha vereceğiniz için sevindim. Kün de iyidir. Belki bir de “Uzunharmanlar’da bir davetsiz misafir” ya da “Geber anne”yi okursunuz. Neyse işte, diğer tüm kitapları nefis bence. Bu kitapla başlamanız talihsizlik olmuş yalnızca 🙂

    Selin Seçen · 20 Mayıs 2016 09:18 tarihinde

    Yazarın sıkı takipçisi olup da kitabı hakkında böyle objektif değerlendirme yapmanız ne hoş. Son zamanlarda birinin sevdiği herhangi bir şeye azıcık laf etsem topla tüfekle koşup saldırıyorlar, o yüzden güne gülümseyerek başladım sayenizde. 🙂

    Elimde Kün var, Bakele nedeniyle öyle soğudum ki yazardan, başka bir kitabını daha almam, Kün ile bir kez daha deneyeceğim. O da uygun seçenek midir sizce?

Alojamiento web · 28 Temmuz 2016 20:47 tarihinde

Sezgin Kaymaz’?n yeni oyku toplam? Bakele’de de iser ayn? yukar?da anlat?lanlar gibi yuruyor. Kaymaz’?n kaleminden c?km?s tam otuz dort oykuyle kars? kas?yay?z kitapta. Genel bir bak?sla, oyku kitapar?n?n hacimlerini de goz onune alarak, Bakele’nin icine ald?g? otuz dort oykuyle yogun ve kallavi bir toplam oldugunu soyleyemek mumkun. Ancak bu yogunluk sadece oyku say?s?yla s?n?rl? bir durum degil elbette.

Tarık · 31 Ocak 2018 21:39 tarihinde

Kun iyidir. Zindankale, geber anne bunlar efsanedir. Bakele yazarin facebook sayfasindan alinan hikayeler toplamıdır. Yazarin degil April yayınevi çalışmasidir. Turkceyi mukemmel kullanmasina ornek icin zindankale ye bir goz atin. Ilk 350 sayfa bir günde geçer. Sıkı bir hayranı olarak tek bir kitapla yazari gommenizi hos karşılaşmadım. Saygılar.

    Selin Seçen · 4 Şubat 2018 12:44 tarihinde

    Sıkı bir hayranı olduğunuz için son paragrafı pas geçmişsiniz sanırım. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir